BTSO İletişim Mail      
Ana Sayfa Geçmiş Sayılar Kapak
 
SÖYLEŞİ: İZZET KERİBAR

BAKTIĞIM YERDEN İYİ KARE ÇIKACAĞINI BİLİRİM

Bu sözler fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar’a ait. İsmini yalnızca Türkiye’ye değil, dünyaya ispat etmiş bir isim olan İzzet Keribar, salt yol fotoğrafları ile değil fotoğraf makinesinin vizöründen gördüğümüz dünyası ile birçok başarıya imza attı. Yetmiş yaşındaki ak saçlı fotoğraf aşığı ile kariyerini ve zamanı durduran anları konuştuk.

Siz sadece yol fotoğrafları çekmiyorsunuz. Moda ve sanayi fotoğrafçılığı üzerine de çalışmalarınız var değil mi?

Aslında ben moda fotoğrafçısı olarak da görmüyorum kendimi. Geçen hafta tesadüfen bir dostum ricada bulundu, o nedenle bir katalog çekimi gerçekleştirdim. Tabii moda üzerine işler yapabilirim, o ayrı bir konu. Neticede elli yıllık bir fotoğraf deneyimim var benim. Ancak ben bir moda fotoğrafçısı mıyım, bunun yanıtı hayır olur. Bakın moda aktüel bir olay. O nedenle moda fotoğrafçıları da bir sene varlar, bir sene yoklar. Moda, kendi içinde de çok hızlı değişiyor çünkü.

Moda fotoğrafçılığında ahde vefa yok mu diyorsunuz?

Yok tabii. Çok arkadaşım var artık moda işi yapamıyor, bu müşteriler çok vefasız diye kendi ağızlarıyla söylüyorlar. Moda fotoğrafçılığı tehlikeli bir iş yani (gülüyor).

Teknik açıdan zor mudur peki?

Eh, tekniği zor değil de insan çektiğiniz için zorlukları var tabii. Şimdi bir mutfağı üç açıdan çekiyorsunuz, biraz ışıkla oynuyorsunuz, iş hızlıca tamamlanıyor. Ama moda işinde insanlarla muhatap oluyorsunuz. Kaprisler havada uçuşuyor. Sadece mankenler de değil, işin sahipleri de çok zorlaştırıyor işi (gülüyor). Benim bugün en iyi yaptığım şey; fabrika, tesis, otel, koleksiyon çekimleridir. Son zamanlarda bir de internet işine bulaştık. İnsanlar kendi yarı profesyonel makineleri ile çektikleri fotoğrafları sitelerinde –haliyle- kullanamayınca bize başvuruyorlar. İnternetçilerle bir hayli iş yapıyoruz bugünlerde… Geçmişte tabii, dia çektiğimiz için, sınırlı sayıda çekim yapabiliyorduk ama şimdi dijital makineler ile çalışıyoruz ve bir sınırımız yok. Binlerce kare içerisinden de mutlaka birkaç yüz tane kullanılacak kare çıkıyor.

Siz hem orta format hem de dia çalışıyorsunuz değil mi?

Bizim makine parkımızda dijitalin her türlüsü var. Yani bazısı orta format istiyor bazısı da dia. Geçenlerde bir helikopter çekimi vardı, ki ben iyiyimdir bu konuda, müşteri dedi ki, “6x7 çeker misin?” Ben çekerim de, acaba onlar beğenir mi? Sorun burada. Neyse ben orta format ile birlikte dijital de çektim ve müşteri dijitalleri beğendi. Tabii ki orta formatın keyfi ayrıdır. Turkcell’in bir dönem bina giydirmeleri vardı belki hatırlarsınız. Onlar bir dönümün 4’te 3’ü boyundaydı inanabiliyor musunuz?

Fotoğraf yolculuğunuz nasıl başladı, biraz bahseder misiniz?

Şimdi bakın, insanlar yaratılışları itibariyle farklıdır birbirlerinden; kiminin aklı bilime, kiminin ticarete, kiminin felsefeye gider. Ben de sanata karşı duyarlıyım. Yani, klasik batı müziği, yeraltı ver yerüstü eski eserler, koleksiyonlar, müzeler, kısacası tarihle ilgili her şey bana yakındır. Küçüklüğümden beri de Taksim’deydim, yani aileden gelen bir sanat aşkı da vardı. Annem piyano çalardı, birlikte konserler giderdik falan. Eh, abim de benden sekiz yaş büyüktür. O dönemde abim fotoğrafa başlamıştı, ben de 10 yaşında falanım. Tabii küçüklükte taklitçilik var, ben de abimi süper taklit ediyorum. 17 yaşında, liseyi bitirince de babam ilk makinemi aldı. Bu şekilde başladık işte.

Neydi ilk makineniz?

Laica 3F. O zamanın şık makinelerinden birisidir. Bakın 53 sene evvelinden bahsediyorum size. Sene 1953, tam 53 sene olmuş. Sonra Kore’ye giderken de yanımda götürdüm makinemi. Harpten sonra, bizim destek birliğimiz vardı orada. Tabii oraya gidince, fotoğrafı daha da ilerlettim. İnsanlarla ilişkiyi keşfettim ben Kore’de. İyi konular çeken birisinin önünde yolların nasıl açıldığına şahit oldum.

Fotoğrafçılığınız askerlikte işe yaradı yani…

Tabii, birden maskot gibi oldum. Düşünebiliyor musunuz, iyi fotoğraf çekiyorum diye herkesin en sevdiği adam oldum. Sonra buraya gelince ticarete atılmak zorunda kaldık ve fotoğrafa ara verdik bir süre.

Tekstilci İzzet Keribar’ı pek tanımıyoruz? Nasıl bir dönemdi o dönem?

Vallahi aslında ilk işimiz benim değil, kayınpederimin işiydi. Sonra kendi işimizi de kurduk, defalarca indik çıktık, hem kazandık hem kaybettik falan ama 1996 krizi bana çok zor geldi. Büyük bir krizdi o, Asya krizinden biz de çok kötü etkilenmiştik. O dönem ben 300 bin dolar kaybettim. Yani o kadar büyük adam değilim, baktım ki ev de araba da gidecek neredeyse. O zaman 60 yaşındayım, 10 sene öncesi. Dedim ki “İzzet, senin bildiğin bir konu daha var”, tabii 1990’dan sonra yeniden fotoğrafa başlamıştım ben ve ufak çaplı bir isim de yapmıştım kendime. Neyse, böylece tekstili bırakarak tamamen fotoğrafa yöneldim. Sirkeci’de bir göz bir oda ile başladık şimdi beş odamız daha oldu. Başta bir tek ben varken şimdi yanımda çalışan birçok genç var.

İzzet Keribar, bunları nasıl başardı peki?

Şimdi benim arşivim çok geniş, 500 bine yaklaşık dia var burada… Bundan daha zengin bir arşiv belki Ersin Alok’ta vardır. Sonra bu dialara ek, birkaç yüz tane de dijital DVD var… Büyük bir rakamdır bu, dikkat edin…

Bu büyüklükte bir arşivle, hiç çalışmasanız da iş yapabilirsiniz galiba?

Yok, hiç öyle sanmayın… Hatırlayın Sami Güler öldüğünde ne oldu? Patron başta olmayınca o dev arşiv bir anda dağılıverir… Neyse, burada bir arşiv var ve sürekli büyüyor. Bir de zaten arşiv ile çalışmak zordur. Yani giden gelmiyor bazen. Benim arşivimin iyi tarafı, yabancı ajanslara açık olmamızdır. Türkiye’de arşiv kullanımı zordur ama yabancı ajanslarla daha rahat çalışıyoruz. Türkiye’de ise gidip taze çekimler yapmak daha çok işimize geliyor. Gelen işleri burada değerlendiriyoruz ve sonra ben ya da yanımdaki arkadaşlar giderek çekimleri gerçekleştiriyor. Bu gençleri ben arayıp bulmadım, bir şekilde yanımda başladılar. Getir götür işleri yaparken, görerek, sorarak öğrendiler işi. Ama hemen ekleyeyim, bu zamanda bu iş ile iştigal edecek nitelikli çalışan bulmak da zordur.

Yolculuklarınızı fırsat buldukça gerçekleştiriyorsunuz öyleyse? Yoksa planlı çalışmalar mı?

Ben Türkiye’yi devamlı olarak tarıyorum. Karadeniz, Güney Doğu, Ege, İç Anadolu… Amasya, Van, Artvin… Bu sene mesela Anadolu’nun kuzeydoğusuna gitmeyi planlıyorum. Tabii güney bölgelerimize zaten sürekli, diğer işlerimiz için gidip geliyoruz. Yani bir otel çekimi olacaksa iki gün de civarda dolaşıyoruz.

Dünya’da da, özellikle Asya’da görmediğiniz pek yer kalmadı galiba?

Doğrudur. Geçen hafta Çin’den geldik. Bazı gezileri kendim gerçekleştiriyorum ama bazılarında da bizi gönderiyorlar, şu şu ülkelerden, bölgelerden dia lazım diyorlar.

Çin izlenimleriniz nasıl?

Yani bir kere çok hızlı büyüyorlar. O büyümeyi gözlerinizle izleyebiliyorsunuz. Eski mahallerin yerine, sanki dozerle üstlerinden geçilmiş gibi, birkaç ay içerisinde yeni bölgeler inşa ediliyor. Bizde böyle bir hız mümkün değil, bir altyapı çalışması aylar sürüyor biliyorsunuz. Onlar iki günde çıkartıyorlar. Tabii onlarda insan çok, para çok, devlet belli bir telkin politikası uyguluyor.

Vizörden baktığınızda neyi arıyorsunuz? Yani bizlerin göremediği ayrıntıları nasıl yakaladığınızı merak ediyorum? Bu bir içgüdü mü, yoksa deneyim mi?

Benim hangi fotoğrafıma bakarsanız bakın, o fotoğrafın benim olduğunu işaret eden bazı izler bulursunuz. Kimisi kırmızı rengin hakimiyetinden bahseder ama asıl iz, geri plan ile ön plan arasındaki ilişkidir. Yani arkadaki bir objenin mutlaka ön plandaki bir başka obje ile ilişkisi vardır. Benim beynim o şekilde görüyor. Yani sokakta yürürken beynim uyarıyor beni, bunun adına ister deneyim deyin, isterseniz içgüdü. Ama şuradan iyi kare çıkar demem ben, baktığım yerden iyi kare çıkacağını bilirim. Zaten turlarda falan arkamda dolaşan çok kişi vardır. İzzet nerede, neye bakıyor diye falan konuşurlar (gülüyor)…

O ustalık nerede başlıyor peki?

Ustalık, denklanşöre bastığınız zaman sizin hissettiğiniz heyecanı, orada hiç bulunmamış bir insana, o kareye bakarken hissettirdiğiniz zaman başlar.

Sizin ödülleriniz de var…

Boşverin ödülleri, o kadar önemli bir mevzu değil… Şimdi, ben İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’ne (İFSAK) üye olduğumda birbirimizi sürekli teşvik ediyorduk. Yani birbirimize gösteriyoruz fotoğrafları, beğeniyoruz, eleştirilerimizi söylüyoruz falan. Bu halde yarışmalara da girmeye başladık, 1983’ten sonra yurtdışına da fotoğraf göndermeye başladık. 1985’ten sonra hemen geri dönüş almaya başladık. Tabii bu yarışmalara girişin ilk nedeni motivasyondur, yani mali bir beklentimiz hiçbir zaman olmadı.

Artık yarışmalara katılmıyorsunuz galiba değil mi?

Eh evet, zaten uzun bir süredir jürilerde görev alıyoruz. Ee tabii bir de şöyle bir şey var, kazansanız bir türlü kaybetseniz başka türlü. Onun yerine gençlerin eğitimine önem veriyoruz. Burası dergah gibidir, sürekli geleni gideni boldur. Gençler fotoğraflarını getiriyorlar, benim deneyimlerimi paylaşmak istiyorlar. Bunun haricinde İFSAK’taki eğitimlere de katılıyorum. Orada da fotoğrafa hevesli gençlerle birlikte çalışıyorum. Fotoğrafta başarının en önemli öğesi, fotoğrafı sevmektir. Sevmediğiniz bir alanda başarılı olma şansınız da yoktur. Ben İFSAK’taki derslerimde hep bu heyecandan, bu sevgiden dem vuruyorum. Öyle zamanlar oluyor ki, yıllar önce benim dersime katılmış insanlar gelip teşekkürlerini yineliyorlar bana. İşte bunu yapmakla zaten, isim olabilirsiniz. Ben bildiklerimi hiç saklamadım, her zaman deneyimlerimi paylaştım.

Yeni nesi fotoğrafçılardan özellikle takip ettiğiniz isimler var mı?

Olmaz mı, Timurtaş Onan mesela. Sonra Merih Akoğul var, hala sevgi ile izlediğimiz Ara Güler var.


Kimdir?

1936 İstanbul doğumlu fotoğraf sanatçısı.  Sahibi olduğu 500 bin fotoğraflık arşivi iki formatta (35 mm. ile 6x7 orta format) çekilmiştir. Türkiye’nin yanı sıra ABD, Hawaii, Meksika, Kanada, Fas, Kenya, Mısır, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Pakistan, Hindistan, Nepal, Bhutan, Burma, Tayland, Singapur, Bali, Japonya, Fransa, İngiltere, Belçika, Almanya, İsviçre, İtalya, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Hollanda, İskoçya, Rusya, Litvanya ve Çin gibi dünyanın pek çok bölgesini fotoğraflayan İzzet Keribar’ın, birçok yayında gezi anıları ve fotoğrafçılık hakkında yazıları yayınlanıyor. İzzet Keribar’ın ayrıca “Terra Magica” adlı bir de fotoğraf albümü bulunuyor.


Ödüller, unvanlar

İzzet Keribar’ın 70 yıla sığdırdığı pek çok akademik unvanı ve ödülleri de var elbet…

Unvanları
Uluslararası Fotoğraf Federasyonu Sanatçısı (1985-A.Fiap)
Uluslararası Fotoğraf Federasyonu Ekselans Unvanlı Sanatçı (1988-E.Fiap)
Fransa Eğitim Bakanlığı Üstün Başarı Şövalyelik Unvanı (1991-Palmes Académiques)

Ödülleri
National Geographic Traveler (ABD) Dergisi İkincilik Ödülü (1991)
Jerusalem Post (İsrail) Birincilik Ödülü (1992)
Ballantine’s Uluslarası Fot:Yarışması’nda 3 mansiyon birden (1993)
Fuji Avrupa Basın Fotoğrafları Birincilik Ödülü (1997)
National Geographic Traveler (ABD) Üstün Başarı Ödülü (2000)
Fuji Avrupa Basın Ödülleri Milenyum teması Birincilik Ödülü (2001)

Organize Sanayi Bölgesi Mavi Cadde 2. Sokak No: 2 16159 Nilüfer/BURSA

Telefon : +90 (224) 275 16 00 Faks : +90 (224) 275 16 09