BTSO İletişim Mail      
Ana Sayfa Geçmiş Sayılar Kapak
 
KAPAK: YÜKSELEN SEKTÖRLER SÖYLEŞİLER

AB'YE GİRELİ 10 YIL OLUYOR

EKİNCİLER DEMİR ÇELİK GENEL MÜDÜRÜ ÇETİN KAYA

Ekinciler Demir Çelik’in Genel Müdürü Çetin Kaya, demir çelik sektöründe Türkiye’nin ilk on ülke içerisinde olduğunu ve 1996’dan bu yana AB ile gümrüklerin sıfırlandığını, bu haliyle de 10 yıldır AB üyesi sayılabileceklerini söylüyor.

Demir Çelik sektörü son yıllarda özellikle özelleştirme süreci nedeni ile gündemden düşmüyor. Ancak ihracat rakamları incelendiğinde görülüyor ki sektör, yıllardır tekstil ile çekişerek, kimi zaman ikinciliğe kimi zaman da üçüncülüğe oynuyor. Son yıllarda yüzde 12’lere varan bir büyüme gösteren demir çelik sektörünün önde gelen isimlerinden Ekinciler Demir Çelik’in Genel Müdürü Çetin Kaya sorularımızı yanıtladı…


Türkiye’deki demir çelik sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki demir çelik sektörü, dinamik ve hızla büyüyen bir sektördür. Genel olarak dünya sıralamasına baktığınızda da göreceksiniz ki, ülke olarak onuncu sıradayız. Sektörün lideri olan Çin, yüzde 17-18 gibi bir oranda büyürken, biz yüzde 12 civarında bir büyüme gösteriyoruz… Bu oldukça iyi bir rakamdır. Bir de, Türkiye’deki demir çelik sektörü çok genç bir sektör, bu nedenle de teknolojisi yeni. Modern teknoloji ile beraber hem mühendislik, hem yönetici, hem de işçilik düzeyinde yetişmiş insan kaynaklarına sahibiz. Yani biz, her aşamasıyla demir çelik sektörünü bilen bir ülkeyiz. Nasıl üretilir, ürüne nasıl katma değer kazandırılır, hammadde nereden alınır, dünya pazarında nasıl satılır sorularına bugün çok iyi cevap verebiliyoruz.

Sektörün şu anki ihracat rakamları nedir?

Şu anda otomotivden sonra bazen ikinci bazen de üçüncü sırada yer alıyoruz. Kamuoyunda ise otomotiv ve tekstil biliniyor. Biz pek tanınmadığımız için göz ardı ediliyoruz. Senelerdir aslında bizim konumumuz değişmiyor, ikincilikler de var üçüncülükler de. Artık Türkiye, dış pazarda Çin ile rekabet eden bir konumdadır ve bu rekabetinde de başarılı olduğu söylenebilir. Bunu geliştirmek tabii ki mümkündür. Bu ne ile olur? Öncelikle kalite ile olur, ki bu kalite Türk ürünlerinde zaten mevcut. Sonra fiyat bakımından rekabet iyileştirilebilir, ki bu da maliyetlerle ilişkilidir. Diğer bir rekabet ölçütü ise kamunun, marketi kolaylaştırıcı birtakım kolaylıklar geliştirmesidir. Özellikle maliyet konularında sıkıntılarımız var bizim. Şöyle ki, bizim iki önemli girdimiz var; bir tanesi hammadde, diğeri ise enerji. Bu sene mesela Çevre Yasası’nda çıkartılan bir madde ile hem cevher hem de hurda ithalatına vergi konuldu. Dünyanın hiçbir ülkesindeki üretici, hammadde ithalatından dolayı devlete vergi ödemiyor. Diğer bir konu ise enerji; biliyorsunuz Enerji Bakanlığı 1 Eylül’den geçerli olmak üzere bir tarife düzenlemesi yaptı. Avrupa’ya uyum sağlamak amacıyla, 11-12 olan tarife, sanayi adı altında toplandı. Tabii sanayi tarifesine dönülünce bizim enerji girdi maliyetlerimiz, durduk yerde bir düzenleme ile yüzde 18 oranında arttı. Oysa, Avrupa’daki sanayi tarifesi kendi içerisinde incelendiğinde görülecektir ki, Avrupa’da kullanıma göre bir tarifelendirme var. Yani bir kWh kullanan ile bin kWh kullanan aynı parayı ödemiyor. Bu her alımda böyledir, çok alan daha uygun fiyatla alır. Bakın, ark ocaklarında enerji kullanımı çok büyük boyutlardadır, milyon kWh seviyelerinde kullanıyoruz biz enerjiyi. Özetle söylemek gerekirse, biz şu anda Avrupa karşısında çok zor duruma düşürüldük. Türkiye’de ne yazık ki popülist politikalar nedeniyle konuta yüklenmesi gereken fiyat, her zaman olduğu gibi sanayiye yüklendi.

Bu sorunları aşmak için neler yapıyorsunuz peki?

Gerekli girişimlerde bulunuyoruz elbette. Şimdi Avrupa’ya uyum deniliyorsa, sanayi tarifesi içerisindeki tüketime bağlı kademelendirmenin de yapılması lazım. Bunu herkes böyle yapıyor Avrupa’da. Ayrıca enerji tüketimi ile ilgili olarak bizimle ilgisi olmayan fon kesintilerinin de kaldırılması gerekli. Yani belediye, sanayiye elektrikle ilgili bir hizmet vermiyor ki artık, neden biz ona fon oluşturuyoruz?

Peki, kamuya düşen başka görevler de yok mu?

Olmaz mı, tabii ki var. İlk önce kamunun önümüzü açması gerekiyor. Bu da nedir? İhracatı kolaylaştırmak için ülkeler arası ikili anlaşmalar yapmaktır. Bu anlaşmaları yapmakta maalesef Türkiye geç kalıyor. Mesela AB, geçen sene gitti Cezayir ile bir anlaşma yaptı ve oraya sıfır gümrükle mal satıyor. Biz aynı ülkeye geçmişte mal satarken şimdi satamıyoruz. Şimdi bu sorunu sektör kendi başına aşamaz, kamunun ilişkileri çerçevesinde ele alıp değerlendirmesi gereklidir. Biraz önce bahsettim, rekabet edebilmenin bir ölçütü de kalite geliştirmektir. İç ve dış piyasalarda katma değeri artırmaya yönelik çalışmalar yapmak gereklidir. Bizim uzmanlığımız, Ekincilerin uzmanlığı burada ortaya çıkıyor. Biz, inşaat demirlerinde uzmanlaşmış bir firmayız. Biliyorsunuz ülkemiz bir deprem kuşağında yer alıyor, bu nedenle inşaat faaliyetlerinde daha dikkatli ve özenli olmak durumundayız. Bizim bu anlamda çıkardığımız son ürünümüz “Eksismik Deprem Çeliği” isimli ürünümüz. Bu ürün özellikle depreme dayanıklı yapıların geliştirilmesinde kullanılacak bir üründür. İki senedir Avrupa’ya bu ürünü veriyorduk, şimdi iç piyasaya da vermeye başladık.

Ürünün farkı nedir?

Şimdi önemli olan, depreme yüksek mukavemet gösterecek yapılar üretmek. Bu da beton kalitesi ile ilişkili olduğu kadar kullanılacak inşaat demirinin kalitesi ile de ilişkilidir. Sıradan donatı çelikleri yeterli uzama oluşamadan kırılırlar, “Eksismik Deprem Çeliği” esnek yapısı ile kırılma ve kopmalara karşı direnç sağlıyor. Bu yapısı ile ürünümüz, Türk Deprem Yönetmeliği ve Avrupa normlarına uygun “sismik Kalite” özelliklerine sahip, Türkiye’deki patentli tek üründür.

Uzun yıllar demir çelik üretimi devlet eliyle sürdürüldü ve ardından özelleştirmeler geldi. Özel sektörün katılımı, demir çelik sektörüne bir ivme yaşattı mı?

Şüphesiz yaşattı, bakın şimdi sektörde kamu kalmamıştır. Özel sektörün girişi özellikle sektörün rekabetçi yapısını kuvvetlendirmiştir. Hızlı büyüme rakamlarımız da bunu açıkça ifade ediyor zaten.

Gelecekte de bu hızlı büyüme rakamlarını sağlayabilir miyiz sizce?

2013 yılına kadar, şu anki 20 milyon olan kapasitemizi 35 milyon ton seviyelerine çıkartmamız gerekiyor. Yani hem kalkınmanın devam ettiği hem de nüfusun arttığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye ortalama yüzde 5-6 seviyelerinde kalkınmaya devam edecek olursa, zaten 2015’li yıllarda kişi başı çelik tüketimi 350 kg. seviyelerine gelecektir. Bu rakam şu anda 250 kg. civarındadır. Tabii bu rakam Avrupa’da 600 kg. civarında, Uzak Doğuda ise bir ton civarındadır. Bir de şu var, biz yılda 22 milyon ton civarında çelik üretiyoruz ama bunun 8-9 milyon tonunu ihraç ediyoruz. Gelecekte iç pazar ihtiyacımız artacağından mevcut ihracat rakamlarının düşmesi ve iç pazarı beslemesi bekleniyor. Bu tüm dünyada gerçekleşecek bir durumdur. Tabii bu konuma gelebilmek için, kapasite anlamında, hem yatırımları hem de maliyet düşürücü altyapı oluşumlarını gerçekleştirmek gerekiyor.

Son bir soru soralım, AB ile devam eden süreçte...

Siz sormadan ben cevap vereyim, demir çelik sektörü şu an AB’dedir. 1996 yılında AKÇT anlaşması çerçevesinde karşılıklı gümrükler sıfırlandı ve gümrük birliği oluşturuldu. Bu anlamda demir çelik sektörü AB’dedir diyebiliriz.


Avrupa bizden çekinmiyor

Türkiye ile Avrupa ticaretini incelediğimizde, bizden korkmadıkları görülecektir. Çünkü gelecekte bizim kendi büyüyen iç pazar ihtiyacımızı biliyorlar. Ortalama yüzde 5 büyüyoruz ve nüfusumuz da artıyor. Gelecekte, bu nedenle ihracatçı konumumuz azalacak. Şu anda 8-9 milyon ton olan ihracatımız, gelecekte 300-500 bin ton seviyelerine inecek. Bu rakamlar da pazarı tehdit eden seviyeler değildir.

 

 

DEMİR ÇELİK ÜRETİCİLERİ DERNEĞİ GENEL SEKRETERİ VE TOBB TÜRKİYE DEMİR VE DEMİRDIŞI METALLER MECLİS BAŞKANI VEYSEL YAYAN

REKABETTE AYAKTA KALABİLMEK İÇİN, YENİ STRATEJİLER GEREKLİ

Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri ve TOBB Türkiye Demir ve Demirdışı Metaller Meclisi Başkanı Veysel Yayan, dünya demir çelik piyasasında Türkiye’nin ilk on ülke içerisinde yer aldığını, buna rağmen maliyet konusunda ciddi sıkıntıları olduğunu söylüyor. Dünya pazarında rekabet edebilmek için sorunların acilen çözülmesi gerekliliğinin altını çizen ve sektörün yeni stratejilere ihtiyacı olduğunu ifade eden Yayan, sorularımızı yanıtladı.


Türk ihracat rakamları içerisinde, demir çelik sektörünün payını nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Demir çelik sektörünün ihracatı, Türkiye’nin bütün sektörleri içerisinde, tekstil ve otomotivden sonra üçüncü sırada yer alıyor. Demir çelik ve demir çelikten eşya fasıllarının Türkiye toplam ihracatı içerisindeki payı, 2004 yılında yüzde 12,1 ve 2005 yılında yüzde 10,4 iken, 2006 yılının dokuz aylık döneminde, 60,7 milyar dolarlık toplam Türkiye ihracatı içinde, 6,8 milyar dolarla yüzde 11,2 oranında gerçekleşti. Söz konusu artış eğiliminin, yılın son çeyreğinde de devam etmesi bekleniyor.

Gelecekte sektörün ve sektör ürünlerinin, dünya pazarlarında rekabet edebilirliliği konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Demir çelik sektöründe üretilen ürünler, hali hazırda dünya genelinde 130’dan fazla ülkeye ihraç ediliyor. İhracat yapılan bölgeler arasında AB ve ABD gibi kalite beklentisi yüksek, gelişmiş ülkeler yer almakta. Tabii sektörümüzün ürün kalitesinin yüksekliğinde, üretim teknolojilerindeki gelişmelerin yakından takip edilmesi de etkili olmaktadır. Bununla birlikte demir çelik sektörümüzün, özellikle ihtiyaç fazlası üretim yapılan uzun ürünlerde, yurt içi talebin yetersiz kaldığı durumlarda ihracat yapmak, yurt içi talebin yüksek olduğu durumlarda ise yurt içine yönelmek gibi alternatif pazarlama imkânlarına sahip olması ve özellikle son yıllarda yurt içi talebin canlılığını koruması, rekabet gücümüzü olumlu etkiliyor. Örneğin, düşük maliyetlerle üretim yapan Çin, 2005 yılından itibaren net ihracatçı durumuna geçerek tüm dünya piyasalarına ucuz ürün sürerken, geleneksel pazarlarımız arasında bulunan ABD, AB ve Uzak Doğu bölgelerinde de varlığını artırmış ve bu bölgelerdeki ihracatımız, 2004 yılına göre, sırasıyla yüzde 43, yüzde 29 ve yüzde 44 oranlarında düşmüştür. Sektör, bu kayıplarını iç piyasadaki inşaat sektörünün canlılığı sayesinde telafi edebilmiştir.
Gelişmiş ülkelere göre, ürün çeşitliliği bakımından olumsuz görünen durumsa, uzun ürünlerin, yassı ve vasıflı çelik ürünlerine göre daha fazla üretilmesidir. Bu nedenle, uzun ürünlerden yana fazla olan üretimi ihraç etmek zorunda kalırken, yassı ve vasıflı çelik ürünlerinde yurt içi talebi karşılayamadığımız için ithalata bağımlıyız. Ancak bu durum, özellikle daha önce uzun ürün üreten İSDEMİR’in, yassı mamul üretimine geçmek şartı ile yassı mamul üreten ERDEMİR’e devredilmesi ve yassıya dönüşüm yatırımlarının son aşamalarına gelinmiş olması ile 2007 yılından itibaren aşılmaya başlanacaktır. Yassı mamulün yanı sıra vasıflı çelik ürünlerindeki kapasite artışına yönelik Ar-Ge ve proje çalışmaları da devam etmektedir.
Özetlemek gerekirse, dünya piyasalarındaki rekabet edebilme gücünü ürettiği yüksek kaliteli ürünlerinden alan demir çelik sektörü, dünya piyasalarındaki rekabet gücünü koruyabilmek için, başta enerji fiyatları olmak üzere üretim maliyetlerini Rusya, Ukrayna ve Çin gibi rakip ülkelerdeki seviyelere düşürmelidir. Aksi takdirde, konsolidasyonların hızla devam ettiği dünya demir çelik sektöründe, hurda ve cevher gibi ana hammaddelerde ithalata bağımlı olan sektörün, rekabet gücü zayıflayacaktır. Çünkü, konsolidasyonlardaki esas amaç, “artan global rekabet ortamında üretim maliyetlerini düşürmek, hammaddeye ulaşımı kolaylaştırmak ve dünya pazarlarında söz sahibi olmak”tır. Hammaddeye ulaşımı kolaylaştırmak ve ucuzlatmak için de dikey birleşmeler yoluyla, cevher ve kömür işletmeleri satın alan kuruluşlar, benzeri türden konsolidasyonlara gidemeyen kuruluşlar karşısında, üretim maliyetleri açısından büyük avantajlar elde etmektedir.

Türkiye’nin ihracat gücü ve mevcut ihracat rakamları dikkate alındığında, global pazar içerisinde Türkiye'nin konumu nedir?

Uzun ürünlerden yana ihracatçı durumunda olan Türkiye, dünya nervürlü inşaat demiri ihracatında ilk sıralarda, demir çelik ürünlerinin genel ihracatında ise ilk 10 içerisinde yer almaktadır.

İhracat söz konusu olduğunda, Türk üreticilerinin yapması gerekenler nelerdir?

Dünya çelik piyasalarında gittikçe zorlaşan rekabet şartları, üreticilerimizin de ayakta kalabilmesi için yeni stratejiler geliştirmelerini gerektiriyor. Bunların başında ise ürün çeşitliliğini artırmak geliyor. Üretim maliyetleri rakip ülkelere göre yüksek olan Türkiye demir çelik sektöründeki en büyük öncelik, katma değeri yüksek ürünlere yönelik yatırımların bir an önce hayata geçirilmesi olmalıdır. Diğer taraftan, yassı ve vasıflı çelik gibi katma değeri yüksek ürünlerin üretimi için gereken yatırım maliyetlerinin yüksek olması, bu türden ürünlerin üretimine yönelik dönüşüm yapmak isteyen kuruluşların devlet tarafından desteklenmesini gerektiriyor. Aslında, en son teknolojileri tesislerine getirerek, dünya standartlarında ve yüksek kalitede üretim yapmayı başarmış durumda bulunan demir çelik sektörümüzün ihtiyaçları arasında; devletin sektör üzerinde ek maliyetler yaratmaması, ürün dönüştürme çalışmaları ile, Ar-Ge ve çevre yatırımları gibi projelerin desteklenmesi gibi hususlar yer alıyor.

Çin’in dünya piyasalarındaki varlığını giderek artırmaya devam etmesi ve dünya genelinde hız kazanan konsolidasyonlar gibi faktörlerin etkisiyle, yurt dışı pazarlardaki hareket alanı daralan demir çelik sektörümüzün, en büyük ve en ciddi problemi, rakip ülke üreticilerine kıyasla esasen yüksek olan enerji fiyatlarının, 2006 yılının Eylül ayından itibaren yüzde 20’ye varan oranlarda yükseltilmesi olmuştur. Elektrik Ark Ocaklı (EAO) fabrikalarımızda çelik üretiminin, hurdanın elektrik enerjisi ile ergitilerek yapıldığı ve elektrik enerjisinin maliyet kalemleri içerisinde oldukça yüksek bir oranda yer aldığı dikkate alındığında, enerji fiyatlarındaki artışların, rekabet gücümüzü olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır. Fiyatlandırmada, kullanım miktarını esas alan yeni bir tarifenin hazırlanması, enerji üzerindeki her türlü fon ve kesintilerin kaldırılması ve ayrıca hurda ve katı yakıt ithalatında alınan çevre vergisinin sıfırlanması, sektörün rekabet gücünün artırılması açısından hayati önem taşımaktadır.

Organize Sanayi Bölgesi Mavi Cadde 2. Sokak No: 2 16159 Nilüfer/BURSA

Telefon : +90 (224) 275 16 00 Faks : +90 (224) 275 16 09