BTSO İletişim Mail      
Ana Sayfa Geçmiş Sayılar Kapak
 
KAPAK: YÜKSELEN SEKTÖRLER

İHRACATIN YÜKSELEN SEKTÖRLERİ

Cumhuriyetin 83. yılını kutladığımız 2006’da 83 milyar doları aşan ihracat rakamına ulaşacak olan Türkiye’nin 2023 hedefi ise 500 milyar dolar... Çin tehlikesi Hindistan tehlikesi, hızla gelişen Güneydoğu Asya ülkelerinin rekabeti Türkiye’nin ihracatını ne kadar etkileyecek gibi sorularının cevabını ararken ihracatı tetikleyen sektörlerin artan sayısı, 500 milyar dolarlık hedefe ulaşmanın çok da zor olmayacağını işaret ediyor. Peki bu nasıl mümkün olacak? Tekstil ve konfeksiyondan birinciliği kapan otomotiv sanayisi yeni hamle hazırlığında... Ancak arkadan gelen birçok sektör ihracatın ilk sıralarını paylaşmak için kıyasıya bir mücadele içinde. Şu anda pek göz önünde olmayan birçok sektör ihracat rakamlarını inanılmaz hızlarla artırmaya başladı bile...

Geçmişte Çin ile ilgili olarak, kalabalık nüfuslarına gönderme yapılarak, hep birlikte zıplamaları halinde, dünyanın ivmesini değiştirebilecekleri, esprisi yapılırdı. Şimdilerde ise Çin, ekonomik gücü ile dünya dengelerini değiştirme aşamasına geldi. En büyük kozu olan ucuz işgücü kartı ile tüm ekonomik sistemleri alt üst eden Çin, her geçen yıl yeni pazarları işgal ediyor, ele geçiriyor. Türkiye açısından Çin tehdidi tekstilden teknolojiye, ayakkabıdan gıdaya kadar pek çok sektörde devam ediyor. Çin’den en büyük zararı gören sektör ise, kuşkusuz ki, tekstil... Tekstil sektörü Çin’e kaptırdığı pazarı Avrupa ve diğer ülkeler ile kapatmaya çalışsa da, 2006’yı yaklaşık yüzde iki kayıpla kapatacak gibi gözüküyor.
Bu elbette sanayicilerimiz kadar ülkemiz için de olumsuz bir sonuç. Ancak tekstilin kan kaybettiği ihracat rakamlarında, istikrarlı yükselişini sürdüren sektörler de var. Örneğin, birçok platformda pazar kaybettiği konuşulan ancak bir yandan da yeni bir atılım gerçekleştirmesi beklenen otomotiv. Örneğin, dünyanın ilk on üreticisi arasında yer aldığımız demir çelik. Örneğin, teknoloji perakendeciliği ve bilişim. Örneğin, bir tarım ülkesi olduğumuz gerçeğini yeniden keşfetmemiz ile birlikte yükselişe geçen gıda sektörü. Ve, her ne kadar bir enerji darboğazından geçiyor olsak da geleceğin sektörleri arasında gösterilen ve kaynakları doğru
kullanabilirsek “ihracatçı” olabileceğimiz söylemlerine konu olan enerji.
Ekim ayının 29’unda, iktisatçı Yusuf Işık, Radikal Gazetesi’nde yer alan bir makalesinde Türkiye’nin 2023 projeksiyonunu yapıyor ve şöyle söylüyordu, “İhracat 2023’e kadar yılda ortalama yüzde 11-12 oranında artarak 500 milyar dolar düzeyine ulaşacaktır.” Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı’nın da, geçtiğimiz ay 9. Dış Ticaret Haftası’nın açılış konuşmasında dile getirdiği bu öngörünün gerçekleşmesi hiç de zor değil.
Dosya konusu olarak incelediğimiz sektörlerin temsilcileri ile yaptığımız söyleşileri devam eden sayfalarımızda okuyacaksınız. Ancak, mercek altına altığımız sektörler üzerinde kısaca duralım isterseniz.

Otomotivde hedef, 25 milyar dolara ulaşabilmek

Otomotiv sektörü son yıllarda gerçekleştirdiği müthiş tırmanışını sürdürüyor. Otomotiv sanayisi 2006 yılını ihracat şampiyonu olarak kapayacak gibi görünüyor. Ancak otomotivin Türkiye’ye armağanı 2006 yılındaki bu başarısıyla sınırlı kalacak gibi görünmüyor. Otomotiv Sanayi Derneği Başkanı Turgay Durak’ın söylediği bazı sözcükler bize bu müjdeli haberi veriyor: “Türkiye’nin artık, küresel pazarlara, özgün tasarım ve daha yüksek katma değer ile rekabet gücü yüksek sanayi mallarını ihraç edecek yeni bir atılıma ihtiyacı bulunuyor.”
Yani evet, otomotiv şu anda başı çekiyor ama, özgün tasarım ile sektör çok daha büyük ihracat rakamlarına ulaşmayı hedefliyor.
Zaten geçmiş sekiz yılın rakamları incelendiğinde, otomotivin yedincilikten önce ikinciliğe ve ardından birinciliğe uzanan başarılı grafiği açıkça görülebiliyor. 2006 rakamlarına göre Türk otomotiv sektörünün ihracat payı, 14,5 milyar dolar seviyelerinde gerçekleşiyor. İstanbul Sanayi Odası’nın 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sıralamasında ise ilk on içerisinde dört otomotiv üreticisi bulunuyor.
Otomotiv sektörünün son on yılda yaşadığı gelişmeler, ihracat rakamlarına olumlu yansıyor olsa da, küresel pazarda yaşanan sermaye hareketleri sektör üzerinde “durgunluk” söylentilerine de konu oluyor. Özellikle Doğu Avrupa merkezli başlayan üretim hareketlerine karşı pazar kaybedeceği yorumlarının yapıldığı otomotiv sektörü gardını yükselterek yeni hamleler yapma hazırlığında.
Türkiye’nin gelecekte ihracatın motoru olacak gibi görünen beş sektöründen ilki otomotivdi. Şimdi gelelim diğer dördüne...

İhracatın yeni motorlarından demir çelik

Demir çelik ve demir ve demir dışı metaller sektörleri, Türkiye’nin en hızlı gelişen, dış pazarda güçlenen ve ihracat paylarını istikrarlı olarak geliştiren sektörlerin başında geliyor. Özellikle demir çelik sektörünün yüzde 12’lik büyüme oranı, Çin’in yüzde 17’lik büyümesi dikkate alındığında, rekabette Türkiye’nin gücünü artırıyor. Dünyanın hemen her bölgesi ile ticaret kapasitesi bulunan Türk demir çelik üreticilerinin yıldızının, özel sektörün üretime katılmasıyla parlamaya başladığını söylersek yanılmış olmayız.
Türk demir çelik sektörü, dünya ile kıyaslandığında genç bir sektör. Endüstrileşmede önemli bir rol üstlenen demir çelik sanayisinin modern anlamda temelleri, 1937’de Sümerbank’a bağlı Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nın (KARDEMİR) kurulması ile başlıyor. Özel sektörün üretime katılışı ise 1960’ta, ilk elektrik ark ocaklı tesis olan 20 bin ton kapasiteli Metaş’ın, İzmir’de üretime geçmesi ile gerçekleşiyor. Metaş’ı, 1969 yılında Çolakoğlu, 1970’de ise İstanbul Metalurji ve diğerleri izliyor. Özellikle 1980’li yılların ikinci yarısında, başta haddehane olarak üretim yapan kuruluşların, ark ocaklı tesislere dönüşmesi ile birlikte özel sektörün, Türkiye’nin demir çelik üretimine ağırlığını koyduğunu görüyoruz. Türk demir çelik ürünleri ise uzun, yassı ve vasıflı çelik ağırlıklı olup, dünya piyasasında yassı ürünlerin üretim oranı yüzde 60 iken, ülkemizde tersi bir durum söz konusu. Uzun ürünlerde yaşanan kapasite fazlalığı ihracat ile eritilmeye çalışılırken, iç pazarda yaşanan yassı ürün arzı ise ithalat ile karşılanmaya çalışılıyor.
Çin ile rekabette başarılı bir grafik sergileyen ve geçtiğimiz ay verilerine göre, 2006 yılında 8,23 milyar dolar seviyelerinde bir ihracat gerçekleştiren demir çelik sektöründe her şey güllük gülistanlık değil elbette. Sektörün başlıca sıkıntısı girdi maliyetlerinin yüksekliği. Bilindiği gibi demir çelik sektörünün iki ana girdisi var; hammadde ve enerji. Hammadde ithalatında devlete vergi ödenmesi ve enerji fiyatlarındaki yüksek maliyetler üreticilerin en büyük sıkıntılarını oluşturuyor. Bu sıkıntılara rağmen üretim kapasitelerini sürekli artıran sektör, modern teknoloji ve ürün çeşitliliğine çabuk uyum sağlamasının avantajlarını iyi değerlendirerek, rakip ülkelere karşı saflarını iyi savunuyor.

Gıda, teknoloji ve enerji

İhracat rakamlarında yükselen bir grafik çizen diğer sektörler ise gıda ve elektronik olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin Ekim 2006 rakamlarına göre gıda kalemleri (fındık ve zeytinyağı hariç), geçen yıla göre ekim ayında bir düşüş yaşamalarına rağmen, toplamda ortalama yüzde 10-15 seviyelerinde artış sergiliyor. Penguen Gıda Yönetim Kurulu Üyelerinden Aykan Sözüçetin’in de söylediği gibi, ülkemiz tarım olanaklarından yeterince faydalanamıyoruz. AB’ye üyelik sürecimizde tarımı stratejik sektör olarak ele alır ve tarımda reform uygulamalarına bugünden başlarsak, tarım sektörünün ciddi bir gelişim potansiyeli yakalayabiliriz.
Elektrik-elektronik sektöründeki artış ise yüzde 19 seviyelerine yaklaşıyor. Özellikle elektronik perakendeciliğinin yaygınlaşmasının ardından bu sektörde de, diğer sektörlerde olduğu gibi, şirket evlilikleri ve yabancı sermayeli devlerin pazara girişi bekleniyor. Dayanıklı tüketim malları kategorisindeki beyaz eşya sektöründe de göstergeler, düzenli bir şekilde yukarı ivmeyi işaret ediyor. İSO 500 listesindeki ilk on içerisinde yer alan iki üretici de bunun açık ifadesi.
Son olarak ele alacağımız sektör ise enerji... Aslında enerji üretiminde Türkiye dışa bağımlı bir görünüm sergiliyor. Özellikle elektrik üretimi için doğalgaz çevirim santrallerinin kullanılması ve doğalgaz girdi fiyatlarının sürekli yükselmesi nedeniyle, enerji fiyatları da artış eğiliminde. Diğer yandan ise enerji geleceğin sektörleri arasında gösteriliyor. Bunun en büyük nedeni, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin, küresel ısınmanın sorumlusu olan sera gazı emisyonlarına sınırlama getirmeleri. Bunun sonucu olarak da fosil yakıtlardan yeşil enerjiye dönüş yaşayan ülkelerin, enerji ihtiyaçları da artış gösteriyor. İşte bu noktada, rüzgar, güneş ve su kaynaklarının doğru kullanılması çok önemli bir ölçüt. Son yıllarda sıkça konuşulan bir öngörü, mevcut kaynaklarını doğru kullanması halinde Türkiye’nin “enerji ihracatçısı” olabileceği yönünde izler taşıyor. Bu, henüz bir hayal olarak görülebilir. Ancak, Türkiye’nin hidroelektrik enerji kapasitesinin ancak yarısı kadarını kullanabildiğimizi söylersek ya da hazırlanan enerji projelerinde tüm hidroelektrik kaynaklarımızın doğru kullanılması halinde bu rakamın 125 milyar kWh ulaşacağını söylersek, ki bir başka araştırmaya göre bu rakam 200 milyar kWh ulaşabilir, bahsettiğimiz doğru kaynak kullanımını daha iyi ifade edebiliriz. Üstelik rüzgar, güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını hesaba katmıyoruz bile.
Konumuza, Çin tehdidinden hareketle giriş yapmıştık. Yine Çin ile bitirelim, ama bu kez başka bir bakış açısıyla. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, dünyanın en büyük üç pazarı olarak Çin, Japonya ve ABD’yi işaret ediyor ve ekliyor, “Son yıllarda ihracatımız çok büyük bir ivme kazanmasına rağmen yine de Türkiye’nin global pazarlarda aldığı pay çok yüksek değil. 2005 rakamlarına göre Türkiye’nin dünya ticaretinde aldığı pay sadece binde 7 seviyesinde. Bu da Türkiye’nin daha ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Hiçbir mucize, şapkadan tavşan çıkartmakla gerçekleşmiyor. Önce ithalatla ihracatı eşitlemeli, ardından ihracatın ithalattan daha fazla hale gelmesini sağlamalıyız.”
Velhasıl, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Celal Sönmez’in, bu ay dergimizin başyazısında da söylediği gibi, “Ayakta kalmakla kalmayıp üretimi, istihdamı, ihracatı ile sürekli bir yükseliş trendi gösteren sektörler, bunu değişime direnmemelerine borçlu. Değişime adaptasyon sürecini en hızlı yaşayan, kazanıyor. Hani bu aralar sıkça telaffuz edildiği gibi, büyük balık küçük balığı değil, artık hızlı balık yavaş balığı yiyor. Piyasada varsanız ve iddialı bir aktörseniz ihtiyacı veya talebi gördüğünüz noktada, üretim süreçlerinizi buna uygun hale getirmelisiniz. Yenilik çağı, üreticilerden tam da bunu istiyor.”

 

Organize Sanayi Bölgesi Mavi Cadde 2. Sokak No: 2 16159 Nilüfer/BURSA

Telefon : +90 (224) 275 16 00 Faks : +90 (224) 275 16 09